Kategoriler
Kültür ve Sanat

Şehirde Komando Olmak: Beyaz Yakalının Hayatta Kalma İllüzyonu

Uzun zamandır toplu taşıma kullanmıyorum ancak bir gözlemimi paylaşmak ve buna kendimce akademik kaynaklardan da faydalanarak değinmek istedim. Tarih boyunca askeri, polis, ormancı, çoban veya itfaiyeci gibi mesleklerin bir gerekliliği olarak üretilen hayatta kalma ekipmanları, günümüzde plaza koridorlarının yeni moda aksesuarlarına dönüşmüş durumda. Yani Tiktok’ta, Twitter’da (Evet hala Twitter diyorum), Instagramda popüler olan her şey sonrasında beyaz yakalı tayfa tarafından kapış kapış satın alınıyor. Trendyol, Amazon, Hepsiburada kapış kapış ürünlerin stoklarına zor yetişiyor. Millet yemek kartlarıyla bile bunları almaya çalışıyor yemek yemek yerine. Stanley termoslar, G-Shock saatler, pilot gözlükleri, pilot saatleri, dalgıç saatleri, North Face montlar, taktik sırt çantaları veya Swiss Army Knife çakılar artık dağda değil, ofis masalarında boy gösteriyor. Peki bu dönüşüm, gerçekten bir ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor, yoksa yalnızca tüketim kültürünün yeni bir illüzyonu mu?

Askeri Köken – Şehir Hayatı Versiyonu

Stanley Termoslar bir zamanlar askerlerin veya çobanların sahada sıcak kalabilmesi için üretilmişken, bugün ofis masasında kahve molasının bir statü göstergesi.

North Face montlar dağcıların fırtınaya karşı korunması için tasarlanmışken, metro yolculuğunun en konforlu ekipmanı haline geldi.

Taktiksel sırt çantaları, cephane taşımak için üretilmişken, artık MacBook ve şarj cihazı için kullanılıyor.

Swiss Army Knife, hayatta kalma senaryosunun olmazsa olmazı iken, bugün ofiste en fazla şarap şişesi açmaya yarıyor.

Pilot saati ve gözlükleri, uzun saatler uçan asker ve pilotlar için üretilen hayat kurtaran görev eşlikçileri günümüzde plazada prezantabl gözükmek için tercih ediliyor.

Bunlara daha pek çok örnek verebiliriz…

1950’lerden birini günümüze ışınlasak, sabah metrolarında bu manzarayı görse, yan yana sıralanmış Stanley termoslar ve askeri botlarla yürüyen insanları işine değil, cepheye giden askerler sanabilirdi. Çünkü bu ekipmanların asıl işlevi hayatta kalmak, yani “ölmemek” için üretilmişti. Bugün ise hayatta kalma yerine “marka hayatta kalması” için tüketiliyor.

Psikolojik Boyut: Ofis Ormanı ve Hayatta Kalma İllüzyonu

Şehirde beyaz yakalı hayatı öyle bir noktaya geldi ki, insanlar rekabeti ve iş baskısını orman veya savaş alanı gibi algılıyor. İş dünyasında kullanılan “strateji, cephe, rekabeti ezmek, rakibi öldürmek” gibi terimler bile bu askeri metaforun uzantısı. Akademik çalışmalar da gösteriyor ki modern şehir yaşamı, insanların zihinsel olarak kendilerini sürekli bir “hayatta kalma modunda” hissetmesine neden oluyor (Ehrenreich & Hochschild, 2020; Gregg, 2021).

Bu nedenle beyaz yakalı, askeri kökenli ürünleri kullanarak bilinçdışı bir “hazırlık” psikolojisi içinde. Sanki toplantıya değil, savaşa gidiyormuş gibi. Ancak bu hazırlığın işlevsel bir tarafı yok; yalnızca sembolik bir tatmin sağlıyor.

İşe sağ salim gidebilmek için en su geçirmez montunu, kaymaz botunu giyiyor, en sıcak tutan termosunla, su geçirmez çok eşya sığan çantanla yola çıkıyorsun. Sanki işe değil Gandalfla birlikte yüzüğü Sauron’dan kaçırmaya gidiyorsun.

Sosyokültürel Eleştiri: Statü mü, Saçmalık mı?

Bu ürünlerin şehir hayatına taşınmasının statü göstergesi olduğu iddia ediliyor. Oysa gerçekte bu, statü değil bir tür “kültürel yanlış konumlandırma”. Bir paracord bilekliğin ormanda ip olarak çözülmesi mantıklı; ancak ofis masasında aksesuar olarak taşınması anlamsız. Akademik literatür, tüketim kültürünün sembolik statü yaratma kapasitesini vurguluyor (Veblen etkisi hâlâ geçerli). Ancak 2020 sonrası çalışmalarda, özellikle pandemiyle birlikte bu tür sembolik tüketimlerin aslında boş bir gösterişe dönüştüğü ve işlevsellikten tamamen koptuğu görülüyor (Murray, 2020; Kozinets & Patterson, 2021). Ya en basitinden ofiste, avm’de elinde pipetli termosuyla gezen görgüsüzleri düşünün, hatırladınız dimi o tipleri şu an? Daha ne diyim ki…

Modern Dünya: Köyüne Dönmek Daha Mantıklı mı?

Eğer şehir hayatı, beyaz yakalı kariyer bu kadar “hayatta kalma” stratejileri gerektiriyorsa, belki de soruyu tersten sormak gerekir: Bu kadar zorsa, o zaman herkesin köyüne dönmesi daha mantıklı olmaz mı? Bir tarafta köyde sade bir hayat; diğer tarafta şehirde “taktiksel montla” yaşanan hayatta kalma illüzyonu. İronik biçimde, köyde gerçekten hayatta kalmaya yönelik pratikler sürüyor (tarlada üretim, sobayla ısınma, doğa ile temas), şehirde ise sadece hayatta kalma aksesuarlarının tüketimi var. Ancak köye dönmek gibi yönlendirmeler tabiki benim haddime değil, bana ne. Ama şunu bir düşünün; yıllardır İstanbulda yaşayıp hiç bir yeri doğru düzgün bilmeyen, navigasyon olmadan evine bile dönemeyecek insanlar 10 yıllardır burada İstanbulluyum diye yaşıyor 🙂 medeniyete, yaşadığı yere ayak uydurmuş sağlıklı bir birey böyle olmaz diye düşünüyorum.

Sonuç

Hayatta kalma kültürünün plaza hayatına uyarlanması, tüketim kültürünün en absürt yansımalarından biri. İnsanların kendilerini ofis ormanında birer “şehir komandosu” gibi hissetmesi, aslında modern kapitalizmin pazarlama başarısı. Ancak sorulması gereken şudur: Gerçekten hayatta mı kalıyoruz, yoksa yalnızca illüzyon içinde mi oyalanıyoruz?

Kaynakça

1. Ehrenreich, B., & Hochschild, A. R. (2020). Global Woman: Nannies, Maids, and Sex Workers in the New Economy. New York: Metropolitan Books.

2. Gregg, M. (2021). Counterproductive: Time Management in the Knowledge Economy. Duke University Press.

3. Murray, J. B. (2020). “Post-Pandemic Consumer Behavior: Symbolic Consumption and Identity.” Journal of Consumer Research, 47(5), 882-899.

4. Kozinets, R. V., & Patterson, A. (2021). “Survivalism and Consumer Culture in the Age of Crisis.” Consumption Markets & Culture, 24(4), 365-383.

5. Bauman, Z. (2020). Retrotopia. Polity Press.

6. Lewis, T. (2021). “Wellbeing and the New Work Culture.” Cultural Studies Review, 27(2), 54-72.

7. Han, B. C. (2021). The Burnout Society. Verso Books.

8. Srnicek, N. (2020). Platform Capitalism in Crisis. Polity Press.

9. O’Connell, M. (2022). “Urban Survivalism: Consumer Goods and the City.” Urban Studies, 59(6), 1132-1149.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir